Azeri Tatlar Halkı ve Dağ Yahudileri

BİR KAFKAS “TUHAFLIĞI”: DAĞ YAHUDİLERİ VE TATLAR


Dağ demek siper demektir. Denize açık ovada, bataklık veya verimli göl havzasında, aşağıdan veya yıtkartdan boğazların sıkıştırdığı vadide, taşlı çölün ortasında yer alan vahada yaşam kiiçük hücrelere sıkışmıştır; sıkışıktır, kapalı değildir. Çünkü dağ, bir engel, bir sınır değil bir siperdir.
Jacques Ancel1


Kafkasya’da süregelen çekişmeler, bu bölgeyi kana bulayan -ve bulamaya hazırlanan- en karmaşığından etnik, dilsel ve dinsel bir olguyla bütünleşen ihtilaflar, gözlemciyi, her an tehlikeli bir güncellik karşısında kendine yönelttiği sorulara göre, hatta diplomasi söz konusu olduğunda da, doğrn bir politik konum belirlemek amacıyla tahlil aletlerini seçmeye iter. Çoğu zaman, temel nitelikte olmayan ama yine de Kafkasya’nın değişik, hatta bazıları efsanevi kökenlerden gelen halkların sürekli birbirine karışmasıyla oluşmuş tarihsel dokusunu anlamak açısından önem taşıyan unsurlar, basitleştirmek amacıyla kenara itilir.
Azerilerle Ermenileri, Çeçenlerle Rusları karşı karşıya getiren ihtilafların ve bölgede belirmeye başlayan iştah kabartıcı petrol perspektiflerinin aksine, Kafkasya’daki çeşitli Yahudi “cemaatleri”nden hemen hiç bahsedilmemektedir. Kafkasya’da her şeye ilaveten bir de Yahııdilerin çok eskilere dayanan varlığı, buradaki soranlara (Islam-Ortodoks ki-lisesi, sömürgeleşme-bağımsızlık, Türk-Rus çekişmesi, vb) ilişkin yaklaşımlara egemen olan basit karşıtlıklara dayalı düşünce kalıplarına hiçbir katkıda bulunmamaktadır. “Dağ Yahudileri” gerek dinleri, gerek tarihleri, gerek coğrafi konumları, gerekse dilleri itibariyle Kafkasya’daki çarkın içerisinde yabancı bir kum tanesi gibi kalmaktadır; hem de, günümüzdeki akıl yürütme biçimlerine engel olabilmek açısından çok küçük bir kum tanesi.
Kafkasya’da bulunan farklı gruplar mozaiğinden sadece üçü Yahudi dinindendir. Bunların 20. yüzyılın ilk on yıllarından beri sayıca en önemli olanı Avrupa Yahudileridir (Aşkenaziler). Bunlar genellikle Rusça konuşur, ama hâlâ Yidiş konuşanları da vardır. Ruslarla birlikte gelmiş, kentlere yerleşmiş (çoğu Bakû’dadır), kırlarda kök salmamışlardır ve dolayısıyla aslında bir Kafkas grubu oluşturmamaktadırlar. Gürcistan Yahudileri ve Dağ Yahudileriyse diğer iki grubu oluşturur. Bunlar kökenleri bakımından aynı geleneği sürdürürler. II. Nabukodono- zor’un zulmü neticesinde Samarya’dan sürülmüşler, Asur ülkesini ve Medlerin şehirlerini terk etmişler, kuzeye, Tıanskafkasya’nın batısına (Ermenistan ve Gürcistan) ve doğusuna (Azerbaycan ve Dağıstan) doğru yürümüşlerdir. İkinci Tapmak devrinde Med ve Pers ülkeleri ve Kiirdistan’dan gelen başka halkların da onlara katıldığı sanılmaktadır.
Gürcistan Yahudileıiyle Dağ Yahudileri aynı gelişimi göstermemiş, gerek yaşam tarzları, gerekse çevrelerindeki toplumlarla ilişkileri bakımından birbirlerinden farklılıklar göstermişlerdir. Çoğunlukla diyaspora halindeki Gürcistan Yahudileri komşularının dilini konuşurlar. Daha ender olarak da, İbrani alfabesini bırakıp Gürcü yazısını benimsemişlerdir. Soyadları da Hıristiyanlarınkinden bir farklılık göstermez. Nihayet öncelikle kentli2 ve tüccardırlar. Rus devrimi ve özellikle de Gürcistan’ın kısa süren (1918-1921) bağımsızlığı cemaatte bir “panik rüzgârı”3 estirmiş, bini aşkın Yahudi yeni Yahudi Ulusal Ocağı’nın kurulmaya başlandığı Filistin’e, başkaları ise İstanbul’a4 kaçmıştır.
Dağ Yahudileri ise köy kültürüne sahiptir. Za- naatkâr ve özellikle de çiftçidirler. Dağıstan ve Azerbaycan sınırlarındaki dağlarda ve Kuba ve Derbent gibi çevre şehirlerinde yaşarlar. Dağıs-tan’da atıl adı verilen bu dağ köyleri, tıpkı diğer dağlı Kafkas gruplarında olduğu gibi, köy zincirleri veya ağları oluşturmaktaydı. Bu Yahudi köyleri ağlarının yapısı pek çok defa yıkılıp yeniden kurulmuştur. Dağ Yahudileri, Dağıstan için çok tipik olan bu dağ kültürüne5 tamamen katılırlar. Genişletilmiş bir aile temeli üzerine kurulu güçlü bir dayanışma etrafında örgütlenmiş bir grup olan t ilham (tohum) uygulaması6 dağların her yerinde, bu arada Yahııdilerin yaşadığı köylerde de aynı adla görülür.7 Tıthıım Uygulaması kapsamında, Dağ Yahudilerinin başka köylerde icabında onları ağırlayan veya çıkarlarını savunan partnerleri vardır.8 Tubum’daki partner illaki Yahudi değildir. Aynı şey ataerkil türdeki aile yapısı veya “büyük aile- Kala Kaglaf’V için de geçerlidir. Kenarda kalmak şöyle kalsın, Yahudiler herkesin paylaştığı bu dağ kültürüyle bütünleşmişlerdir. Arthıır Byhan Birinci Dünya Savaşının arifesinde Dağ Yahudilerinin İbrani inancına ek olarak, öteki dağlı Kafkas gruplarına benzer bir biçimde, doğal tanrılara da inandıklarını belirin -kteyeli.10 Dağ Yahudileıi dinsel bakımdan bile çevrelerinden kopuk değillerdi. Ama Işkımın
19. yüzyılda bölgedeki gücünün bu açıdan olumsuz bir etkisi olmuş, bu topluluğu, kısmen de olsa kaderini komşularınmkinden ayırmaya yöneltmiştir.
Dinleri dışında Dağ Yahudilerini Kafkasya’daki öteki komşularından ayırt eden ana öğe, dilleri olan Tati (veya Tat) dilidir. Fars dilleri grubunun bölgedeki tek temsilcisi olan Tati dili11 hepsi birden Tatlar diye adlandırılan Yahudi olmayan nüfus tarafından da konuşulmaktaydı. Arap fatihlerin “Cebelii’l-Elsine” diye adlandırdıkları “Diller Da- ğı”nda konuşulan öteki diller Kafkas dil grubun- dandır. Yalnız Dağıstan’da bu dil grubuna mensup 21 dil (Lezgce, Avarca…) ve yüz kadar lehçe sayılmıştır. Bitişik ovalarda konuşulan dillerse Türk dilleri grubundan gelmedir (Dağıstan-Azeıbaycan kıyısında Azerice, Dağıstan’ın merkezi kısmında Kıı- mukça, kuzey kısmında Nogayca),12
Dil kıstasına dayanılarak gidilmeye devam edilirse, dağ Yahudileıi bazen Tatlara bağlanırlar ve öyle adlandırılırlar. Yahudi “Tatlar” ismiyle “Dağ Yahudileıi” ismi arasında yapılacak seçim tamamen tarafsız bir şey değildir ve hatta 1950-1970 yıllarında bütün Dağıstan çapında politika malzemesi olmuştur. Bu iki isim arasındaki fark çok karmaşıktır. “Dağ Yahudileıi” (veya Dağlı Yahııdiler) sözü 19. yüzyılın başında Ruslar tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bu isim, dağlılarla Aşkenazi Yahudilerini birbirinden ayırmaya yarıyordu. Yerel diller de sadece “Çııfuf (Çıfıt)13 demek yerine “Dağ Çııfııtf adını kullanarak aynı ayrımı uygulamıştır.
Tat sözcüğü ise çok daha karmaşıktır. Aslında bu sözcük “Türk topraklarındaki yabancı unsurlar”14 anlamına gelir, daha sonra Acem ve Türk egemenliği altındaki hanlılar için kullanılmıştır. “Tatsız Türk, başsız börk olmaz”15 gibi bazı eski atasözlerinin de gösterdiği gibi, kelimenin hakare- tamiz bir içeriği olduğu kuşku götürmez. Sözcük ayrıca başka halklar için de kullanılmıştır. Hazar denizinin ötesindeki Türkmenler İran kökenli Ta- ciklere,16 Kırım yarımadasının kuzeyinde yaşayan Nogay Tatarları güney kıyılarında oturan ve daha karışık bir Türkçe konuşan Müslümanlara Tat diyorlardı. Nihayet bu sözcük Azerbaycan ve Dağıstan’da yaşayan ve temel özelliği Tatice konuşmak olan belirgin bir insan grubu için de kullanılır.
Tatice konuşanlar arasında her üç dine de -bahsettiğimiz gibi Yahudiliğe, Ermeni-Gıegoıyen Hıristiyanlığına ve Caferi mezhebinden Şii Müslümanlığa-17 bağlı kişiler bulunur. Başlangıçta çok az sayıda olan Hıristiyanların bu yüzyılın başından itibaren Ermeniler tarafından asimile edildiği sanılmaktadır. 1970’ten beri de nüfus sayımlarında Ermeni olarak sayılmaktadırlar.18 Bunlar 1950’leıde Azerbaycan’ın kuzeyindeki iki köyde hâlâ bulunmaktaydılar. Konuştukları Tati lehçesi, hâlâ kullanılmakla birlikte, Eımenicenin çok etkisinde kalmış durumdadır. Müslüman Tatlar özellikle Azerbaycan’ın kuzeyinde, güneydoğusu hariç Apşeıon yarımadasında yaşarlar ve kozmopolit Baku’da da bulunurlar. Yarımadanın güneyinde, Sumgait’in çevresinde yaşayan Tatlar, daha kuzeyde, Hazar denizi kıyısında Siazan ile iç kısımlardaki Kuba arasında yaşayanlardan daha yoğun olarak Azeriler tarafından asimile edilmişlerdir. Şemahi, Göyçay ve Gence bölgelerinde ve Gürcistan sınırında, Zagata- la’cla da daha küçük gruplar olduğu bildirilmiştir.19 Dağıstan’da sayıları daha azdır: Deıbent’te ve bu şehrin güneyindeki köylerde, Azeri ülkesinde bulunurlar. Hıristiyan Tatlar gibi Müslüman olanlar da dillerini giderek kullanmamakta, onun yerine Azerice konuşmaktadırlar.20 Musevi Tatlar (ya da Dağ Yahudileıi), Müslüman olanların aksine, özellikle Dağıstan’da yaşarlar. Kıyıdaki kentsel merkezlerde, özellikle Deıbent’te, ama ayrıca İzerbaş, Mahaçkala (özellikle Taıko’da) ve Sulakta da bulunurlar. SO’li yılların başlarında Derbent’te Dağ Yahudileıi nüfusun döıtte birine yakınını oluşturuyordu. Köylüler Kafkasların eteklerinde, Derbent’in hemen batısında (Hunşi, Magalis), güneye doğru Mamıas ve Ma- gaıemkent bölgelerinde, aynı şekilde kuzeyde Seı- go-kala ve Buynaksk’ta yaşarlar. Azerbaycan’da Tat Yahudilerinin merkezi, Küba’nın bir mahallesi olan Krasnaya Sloboda’dır ve Müslüman mahallesine Kubinka’yı aşan tek köprü ile bağlanmaktadır.21 Baku’da da 19. yüzyılın sonundan beri bir Dağ Ya- hudisi cemaati vardır. Azerbaycan ve Dağıstan’ın dışında, Gıozni (Çeçenya) ve Nalçik’te (Kabaı-Bal- kar ülkesi) de birkaç bin dağ Yahııdisi vardır.
Tatların ve özellikle de Yahudileıin coğrafi konumlarına bakılarak bunların kökenleri konusunda çok sayıda varsayım geliştirilmiştir. Bunlar Kafkasların uzun doğu sıraları boyunca, dağlık engellerle Hazar Denizi arasında yer alırlar. Bu son derece stratejik konuma İran kökenli bir grup (Tatlar) yerleşmişti ve çevreleri tamamen Türk ve Kafkas dilleri konuşan halklarla çevriliydi. Bu bir rastlantı olmayabilir. Eski kaynaklarda Sasanilerin kuzeyden gelen Hazarların ve Alenlerin alanlarına karşı bu “kilit”i güçlendirmek amacıyla Derbent bölgesine 6. yüzyılda kolonlar yerleştirdikleri belirtilir. Kral Hosro (Hüsrev) Anuşirvan (531-579) 6. yüzyılın ortasında Derbent’ten22 dağa kadar ulaşan, uzunluğu 50 kilometreyi aşan bir set yaptırmıştır. Bu şeddin ve bölgenin savunmasının İran göçmenlerine verildiği sanılmaktadır. Tatlar Fars ülkesinden gelmiş olan bu asker/köle kolonların23 torunları olabilir. Ayrıca 1946’da Rus etnografı Şilling “Etnogıafik gözlemlerin Dağ Yahudilerinin (…) eskiden daha önemli bir ulus oluşturduklarını, sadece Hazar Denizine kadar değil, Dağıstan’ın batı kısmını da kapsayan dağlık bölgelere de uzandıklarını gösterdiğini” belirtmektedir. Aynı etnograf birçok yerde, özellikle de Avar ülkesinin ortasındaki Şotuta Hun- zah’da, “Yahudi bir geçmiş”e ait arkeolojik izler bulunduğunu ve “haritaya bir göz atıldığında böl-
gede etrafı yabancılarla çevrili bir cep oluşturan gerçek bir Yahudi kolonileri zincirinin görüle-bileceğini” belirtir.24 Aynı şekilde Arthur Byhan da Dağıstan ve Çeçenya’da çok sayıda yerleşme yerinin “çu- fut” sonekiyle bittiğini, bunun da bu batı bölgelerinde Yahudileıin çok eskiden beri bulunduklarını gösterdiğini belirtmektedir.25
Öylesine karmaşık bir durum vardır ki, Ta- ti dili konuşan Yahudi- leıin ve Tatların kökeniyle ilgili birçok da varsayım bulunmaktadır. Tatlara göre, bölgedeki halkların konuşma geleneği Sasanileıin askeri kolonlarının mirası olarak kalmıştır. Başka bir varsayıma göre, Tatlar Med ülkesinde daha uzun süre kalmış Yahu- dilerdir ve günün birinde Doğu Kafkasya’ya gelmeden önce tslamı benimsemişlerdir. Gerçekten de, Tatların Sa- saniler zamanında Kafkasya’ya gelmiş halkların torunları olmaları olasıdır, ama bu Yahudileıin nasıl olup da Tatice konuştuklarına (ya da nasıl olup da Tatların Yahudi dininden olduklarına) açıldık getir-memektedir. En sık öne sürülen tez, Arapların fetihlerinden kaçarak Med ülkesinden gelen Yahudi- lerin günümüz Azerbaycan’ının kuzeyinde Tat nüfusunun ortasına yerleştikleri ve onların dilini edindikleridir.26 Arap fetihlerinin Kafkasya’ya ulaşması ve Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki mücadelenin yaygınlaşması üzerine çok sayıda Yahudi ku-zeye, daha doğrusu “yukarıya”, Dağıstan dağlarına yönelmiştir. Başkaları ise Hazar krallığının korumasına sığınmıştır. (Bu krallığın yönetici sınıfı 7. yüzyılın ortalarında, belki de bu sığınmacıların etkisiyle, Museviliği seçmiştir.)
Tati dilinin incelenmesi bazı bilgiler sağlamakla birlikte kesinlik getirememektedir. Bu dil çok sayıda lehçeden oluşur, bunlardan biri olan Dağ Yahudilerinin -veya Yahudi Tatların- lehçesi bazı özellikler taşımaktadır.27 20. yüzyılın başındaki en canlı konuşma aracı olan bu lehçe o dönemde edebi Ta- tıcenin temelini oluşturmaya da yaramıştır.28
17. ve 18. yüzyıllarda Derbent ile Kııba arasındaki bölgede önemli bir Yahudi cemaati bulunmaktaydı. Hatta Derbent yakınındaki bir vadinin adı “Yahudi Vadisi”ydi. Bu nüfusun manevi merkezi, 18. yüzyılın sonlarında I.ak’ların darbeleriyle yıkılan en büyük yerleşme yeri olan Aba-Sava’ydı. Buradaki erkekler kırımdan geçirildi, kadınlar ve çocuklar köle yapıldı. Sağ kalanlar doğudaki Derbent şehrine gittiler. Daha önceleri, 1730 yıllarında köylerde oturan Yahudiler Nadir Şah’ın OsmanlIlara karşı yürüttüğü savaştan çektiler. Bir kısmı Müslüman oldu, diğerleri ise Küba’ya kaçıp orada güçlü bir yerel hâkim olan Hüseyin Han’ın29 himayesinden istifade edebildiler. Dağ Yahudilerinin Derbent ve Kuba arasında iki kutba ayrılmaları o za-mandan kalmadır.
Kuba dini merkez olarak Aba-Sava’nın yerini alacak ve Kafkaslar’ın “Küçük Kudüs”ü olacaktır.30 Kuba Yahudileıi, muhtemelen büyük gezginler olarak ün yapmış Gürcü Yahudileri aracılığıyla, doğudaki, Mısır’daki ve İtalya’daki başka Yahudi cemaatleriyle temas halindeydiler. Daha bu yüzyılın başında bile, 17. yüzyılın başında Venedik’te basılmış İbra nice dua kitaplarını Kııba’da bulmak mümkündü. Sefarad mezhebinin o dönemde Kafkasya’daki Yahudi cemaatlerinin tümüne yayılması kuşkusuz bu kitapların kullanılmasıyla olmuştur.31
Birkaç başarısız girişimden sonra 19• yüzyılın başında gerçekleşen, bölgenin Ruslar tarafından
fethinin Dağ Yahudileri için ağır dolaylı sonuçlan olmuştur.
Değişik önemdeki birbirinden kopuk birçok ayaklanmadan sonra 1830’da genel isyan patlak vermiş ve 1859’a kadar sürmüştür. Kültürleri itibariyle dağlı olan Yahudiler Müslüman komşularının kışkırtmalarına hedef olmuşlardır. Zira bölgedeki direniş Müslümanların ön-derliğinde gerçekleşmiştir. İsyanın başlıca ivmesi Nakşibendi müridizminden gelmiştir. “Ön plana cihat fikrini çıkaran”32 hareket, alışılagelmiş mistik Müslüman geleneklerinin aksine, şiddete başvurmuştur. “Kâ- fiı”lere karşı verilen bu savaşın önderi İmam (Şeyh) Şamil’dir.
Pek çok köylü Yahudi Müslüman olmak zorunda kalmış, bazıları vadilerinden atılmış, diğerleri ise öldürülmüştür. Yahudilerle Müslümanlar arasındaki gerginlik o kadar artmıştır ki, Derbent’teki Yahudi cemaatinin önde gelenleri Çar I. Nikola’dan “dağlara, ormanlara ve Tatarların elindeki küçük köylere dağılmış Yahudileri şehirlerde ve yerleşim yerlerinde toplaması” isteğinde bulunmuşlardır.33 Yahudi düşmanı eğilimleriyle tanınan I. Nikola, hiç kuşku-suz uysal bir yerli nüfusu kaybetmek istemediğinden, Yahudileri Kafkasya’dan atma projesinden34 vazgeçmiştir.
Müslüman fanatik dinciliğinin Dağ Yahudileri-nin tavırları üzerinde kaçınılmaz sonuçları olmuş, onları Ruslara sığınmaya zorlamıştır; ama Yahudilerle Müslümanlar arasındaki bu gerginliğin esas kökeninde Hıristiyan atalarının bazı sözlerinin olup olmadığını sormak yerinde olacaktır. Nitekim Hıristiyanların Yahudi düşmanlığına özgü bazı suçlamalarının ortaya çıkması, bölgenin Ruslar tarafından fethine rastlamaktadır. Bakû’da 18l4’te, yani Azer-baycan’ın fiilen Rusya’ya ilhakından sadece bir yıl sonra, dini sebeplerle cinayet işlendiği ve bunun bir soykırıma dönüştüğü suçlaması şehirde oturan sessiz sakin Iran Yahudi cemaatini altüst etmiş, cemaatin çok sayıda mensubu sığınmak için Küba’ya gitmiştir. Rus yöneticilerinin kendilerine güvence vermelerine rağmen, bunların çoğu Bakû’ya geri dönmemiştir. Benzeri bir suçlama 1878 yılında da Küba’da onlarca Yahudi’nin tutuklanmasına yol açmıştır. 20. yüzyılda bile, 1911’de, Tarko’daki Yahudiler dini nedenlerle genç bir Müslüman kızını öl-dürmekle itham edilmiştir35
Sovyet Devrimi ve Dağıstan’ı sarsan karmaşık iç savaş sonucunda, Yahudilerle öteki dağlı halklar arasında bir başka önemli ayrılık konusu doğmuştur. Kudüs Üniversitesi’nden Michael Zand Dağ Yahudilerinin “Sovyetlerle ayrılıkçılar arasındaki mücadeleyi Ruslarla Müslümanlar arasındaki eski karşıtlığın bir devamı olarak gördüklerini ve Sovyetlere yakınlık duyduklarını, Dağıstan’daki Kızıl Muhafızların %70’ini Dağ Yahudilerinin oluşturduğunu” söyler. Yahudi- lerin ülke nüfusu içindeki payının sadece %1 ettiği göz önünde tutulursa, %70 son derece yüksek bir orandır. Her şeye rağmen, Dağ Yahudilerinin devrimi (ve Rus ordularını) iyi karşıladıkları inkâr edilemez. Kaldı ki, sahici Kafkas dağlıları olan Yahudi Tatların savaşmaktan da kaçındıkları yoktu. Devrim ve iç savaş sırasında Filistin’e göçen birkaç yüz Dağ Ya- hudisinin önemli bir kısmı ilk kibbutzlaıın silahlı muhafızlığını yapmış, daha sonra da Haga- na’yı36 oluşturmuştur.
Sovyet Devriminin karşıtları Yahudi köylülerini kırmışlar, köylerini de yağmalamışlardır. Yahudilerin Samur Vadisini bir daha dönmemecesine terk etmeleri bu döneme rastlar. Sığınmacılar Hazar Denizinin kıyılarına, yine Derbent’e, ama onun yanı sıra daha sonra Mahaçkala olacak olan Port-Petrovsk’a ve bugünkü adı Buynaksk olan eski başkent Temir- Han-Şuıa’ya gitmişlerdir. Zulüm Bolşevik rejiminin iyice yerleşmesiyle de durmamıştır: 1926 ve 1929’da iki büyük Yahudi düşmanı kampanya yürütülmüş ve bunlardan birincisi bir pogroma yol açmıştır. Bolşevik yönetiminin ancak 1921’de kurulduğu Azerbaycan, Rus Siyonistleıinin Filistin’e göçünün kavşak noktası olmuştur. Azerbaycan Cumhuriyeti Ulusal Yahudi Konseyi 1919’da Bakû’da Yahudi Halk Üniversitesini kurmuş ve aynı yıl Kafkasya Bölge Siyonist Komitesi de bir gazete çıkartmaya başlamıştır. Şehirlerde oturan Tat Yahudileri bu harekete ancak ucundan ve sadece Aşke- nazileıin ağırlığı (1926’da şehir Yahudilerinin %89’u) nedeniyle katılmışlardır. Buna karşılık, Dağıstan sınırlarında Dağ Yahudilerinin de kaderi kuzeydeki dindaşlarından daha iyi olmamıştır. Miudyi köyü terk edilmiş, Vaıtaşen köyü ise tamamen boşalmıştır (burada Azeri Türkçesiyle eğitim veren bir Yahudi okulu 20’li yılların ortalarına kadar açık kalmıştır). Kuba da birkaç yılda 3500 Yahudi sakinini yitirmiştir.
Bu iki olay (Şamil İsyanı ve Sovyet Devrimi) çerçevesinde Dağ Yahudileri komşularından ayrışmış ve kopmuşlardır. Bugün de Chantal Lemercier- Quelquejay’in tanımladığı şekliyle Dağıstan’ın birliğinin üç faktöründen sadece birine sahiptirler: Kuşkusuz onlar da öteki dağlılarla aynı şekilde yaşamaktadırlar, ama ne Ruslara karşı mücadele konusundaki “ortak tarih geleneği”ni paylaşmaktadırlar,
ne de “ortak bir inanç çevresindeki manevi uyum”a37 dahildirler. Yahudilerin komünizmi hoş karşılamaları -ya da hoş karşıladıklarının varsayıl- ması- Dağ Yahudilerinin şöhretine daha da leke sürmüştür.
Stalinist rejimde devlet eliyle yürütülen Yahudi düşmanlığının da eklenmesi gereken bütün bu öğeler, demografik istatistiklerin çok dikkatli bir şekilde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Sovyetler zamanında yapılan nüfus sayımlarında Tatça konuşan bir Yahudi, Tat olduğunu da söyleyebilirdi, Dağ Yahudisi ol-duğunu da. Hatta şehirde oturuyorsa kendini kolaylıkla Yahudi olarak da tanımlayabilirdi. Tatların, Dağ Yahudilerinin ve Yahudilerin de-mografik analizleri yapıldığında, bu üçünü birbirinden ayırmanın ne denli güç olduğu hemen göze çarpar. Bu üç kategori aralarında oldukça geçişken durumdadır. Sonuç olarak, 1926 ile 1989 arasında yapılan Sovyet nüfus sayımlarından elde edilen nüfus istatistikleri demografik gerçeklerden ziyade politik konjonktüre bağlı mülahazaları dile getiriyor gibidir. Örneğin yukarıda, Dağıstan’da 1926-
1929 yıllarında yürütülen Yahudi düşmanı kampanyalardan söz ettik. Dağ Yahudilerinin nüfusu 1926’da 11.600 iken 1937’de 3-450’ye, 1959’da da 2950’ye düşmüştür. Buna karşılık, sayılan Tatların nüfusu 1926’da 200 iken 1959’da 3 000 dolayına çıkmıştır. Muhtemelen çok sayıda Dağ Yahudisi kendilerini başka bir milliyetten, bu arada Tat olarak, beyan etmişlerdir.
Aynı şekilde, Michel Zand İkinci Dünya Savaşı sırasında Dağ Yahudilerinin Kızıl Orduya katıldıklarında, bu kuruma egemen olan Yahudi düşmanı aşağılamalardan çekindikleri için kendilerini Tat olarak beyan ettiklerini belirtmektedir. Aynı olay Sovyet Yahudiliğinin “kara yıllar”ı (1948-1953) sırasında da, yerel polisin rüşvet yemesi, hatta 60’lı yılların başlarında “en azından Kafkaslaı’ın güneyinde, sabit bir fiyata ve sabit bir uygulamayla bunu mtin haline getirmesi(…)” şeklinde sürmüştür.38
Sövyetler tarafından yapılan iki nüfus sayımı arasında toplam Dağ Yahudisi nüfusunun gelişimi inanılmayacak boyutlara varmış, 1979’da 9.400 kişiden 1989’da 19.500 kişiye çıkmıştır… 1987’den beri mevcut olan İsrail’e göçme olanağı ve Gorbaçov döneminin daha liberal havası çok sayıda “Tat”ın 1989’da kendilerini “Dağ Yahudisi” olarak kaydettirdiklerini düşündürtmektedir.
Dağ Yahudilerinin 1979’da sayıca çok az (9.400 kişi) gözükmeleri, şüphesiz 70’li yıllarda başlamış bir olgunun sonucudur. Altı Gün ve Yom Kippur savaşlarının yol açtığı ve resmi propagandanın da desteklediği Yahudi düşmanı duygular tüm Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi Doğu Kafkasya’da da güçlenmiştir. Dağıstan’da basın, Dağ Yahudilerinin aslında Yahudi Tatlar olduklarını savunan çok sayıda yazı yayımlamaya başlamıştır. 1930’lardan kalma bir tez olan bu “Tatçılık” o zamana kadar pek itibar edilen bir görüş değildi. 60’lı yıllarda kendisinin de bir Dağ Yahudisi olduğunu ilan etmiş olan H. Avşalumov 1977’de Dagestanskaya Pravcicı’da Dağ Yahudisi isminin “siyonistlerin işi” olduğunu, bununla ‘“vaad edilmiş topraklar’ denilen yere göç edilmesinin sağlanmak istendiğini” ve sonuç olarak bunun bir “ideolojik yıkıcılık” olduğunu yazmıştır. Tartışmanın yönü bu şekilde belirlendikten sonra, Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi Etnografya Enstitüsü Bilimsel Konseyi çok geçmeden, 1979’da, “Tatçılar”ı desteklemiştir. Bundan kısa bir süre sonra da aynı gazetede Dağ Yahudilerinin kendilerine milliyet olarak “Tat”lığı seçebileceklerine dair bir hükümet kararı yayımlanmıştır.39 Gerginlik azalmış, ancak 80’li yılların sonlarındaki İsrail’e büyük göç dalgasıyla birlikte yeniden artmıştır.
“Tatlaştırma” iki önemli faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır; bunlar, rejimin ve nüfusun Yahudiler ve İsrail konusundaki genel tavrı ve Dağıstan’da yürütülmekte olan “ulusal bütünleşme” politikalarıdır. Burada söz konusu olan, tek bir dilin etrafında birliğin sağlanmasıydi; rejim bu konuda bir dönem tutucu bir dil olarak görülen Arapçayı kenara itebilecek tek dil olan Azeıiceyi lingııcı fraııca (ortak dil) olarak destekledi. Stalin’in 1928’den başlayarak parti aygıtını “pantüıkist burjuva milliyetçileıi”nden arındırmasıyla Türkçe çözüm de terk edildi.40 Bunun üzerine yöneticiler Dağıstan’daki 11 resmi dili tanımladılar; bunların arasında Tatice de vardı. Bu resmi dillerin hiçbiri bu görevi yerine getiremediği için, Rusça yeni ortak dil oldu. En marjinal birkaç nüfus grubu, birkaç güçlü milliyetin etrafında toplanmak zorunda kaldı. Bunun mantıki sonucu olarak da, Dağ Yahudileri kendilerini Yahudi Tatlar olarak görmeye itildiler.
Edebi Taticenin temelini Yahudi Taticesinin (veya Yahudi Tatçası) meydana getirmesi bu “dönüş”ü kolaylaştırdı. Tatice olarak hazırlanmış ilk iki kitabı 1903 ve 1909’da Vilna’da Asaf Pinhosov yayımladı. Bunlardan ilki Joseph Samir’in Siyonizm adlı eserinin çevirişiydi, İkincisi ise Yahudi dualarının Tatice çevrisinin bulunduğu bir kitaptı.41 Sadece Yahudilerin Tati lehçesi yazı dili olmuştur. Başlangıçta bu dili yazmak için İbrani alfabesi kullanıldı. Daha sonra 1929-30’da Latin alfabesi benimsendi, ardından 1938’de o da yerini Kiril alfabesine bı-raktı. Dağ Yahudilerinin Tatlar haline gelmelerini kolaylaştıran bir başka unsur da Dağıstan’daki Müslüman Tatların sayılarının az olması ve bunların hem Dağıstan’da hem de Azerbaycan’da Azerilerle iyice karışmış olmalarıdır.
Sovyetler Birliği Yahudileıine 1987’den itibaren, ama özellikle de 1989’dan sonra, İsrail’e göç etme imkânının tanınmış olması nüfus sorununu daha da karmaşıklaştırmıştır. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz “Tatlaştırma”nın da ötesinde, en azından 19. yüzyıldan bu yana, zorla ya da koşulların doğurduğu din değiştirmelerden ileri gelen bir Kafkas “mar- ranizm”i (Ispanya’daki Marranolar örneğinden esinlenerek baskı altında Musevilikten sözde ayrılma) söz konusudur. Yahudi, Tat veya Dağ Yahudisi dışında bir şekilde kayıtları bulunan kimseler kendilerini Yahudi ilan edebilmektedirler. Bir başka olasılık da, sadece Yahudiler için Batının zenginliklerine açılan bir kapı olan İsrail’e ekonomik nedenlerle göç etmek amacıyla, o zamana kadar gizli kalmış bir kuşağın “kendiliğinden Yahudi” oluyor olmasıdır ki, bu da değerlendirmeleri daha da karmaşık- laştırmaktadır. Eski SSCB’li Yahudileri İsrail’e yönlendiren başlıca etkenler, eski SSCB ülkelerinin içinde bulundukları ekonomik yıkım, savaş (Gıoz- ni’deki Yahudiler 1995’te kurtarılmışlardır) ve Gürcistan ve Azerbaycan gibi silahlı çatışmaya girmiş bir ülkede askerlik yapma zorunluluğudur.
Buna hiç kuşkusuz bir üçüncü etken daha ek-lenmektedir, bu da Yahudi düşmanlığıdır. Kuşkusuz artık devlet eliyle yürütülen bir Yahudi düşmanlığı kalmamıştır. Ama yine de, eski Sovyet topraklarındaki Müslüman dünyasında devlet eliyle yürütülen Yahudi düşmanlığı, yerini Rusların Yahudi anlayışıyla Müslüman dünyasının Yahudi anlayışının tipik yanlarını bir araya getiren başka biçimlerdeki Yahudi düşmanlığına bırakmıştır. Devletin İsrail’le iyi ilişkiler içinde olduğu Azerbaycan, kendi sınırları içinde yayılan Yahudi düşmanı propagandayla ayrı bir yeıe sahiptir. Bu propaganda, kendini Türk ve İran kökenli şiddet yanlısı dini akımlarda da göstermektedir, milliyetçilikte de, pantürkizmde de. 1993 sonlarında, And adlı süreli yayın Azerbaycan’ın üç düşmanı olarak “Yahudi mafyası” ile Rus ve Ermeni imparatorluklarını görüyordu.42 Ayrıca karikatürlerde de Ermeni tipi, savaş öncesi Av-rupa’dan kaynaklanan Yahudi çizgileriyle gösterilmektedir.
Amerikan Yahudi Komitesi, BDT ülkelerinin çoğundaki Yahudi anlayışını değerlendirmek amacıyla 1992’de yapılmış ve 1990 tarihli benzeri bir incelemeyle kıyasla malı bir incelemeyi yayımlamıştır.43 Bu inceleme Azerbaycan’da Yahudilerin statüsünde genel bir kötüleşme olduğunu göstermektedir: Sorulan 144 soruya verilen cevaplar 1990’da- kinden daha olumsuzdur. Daha olumlu cevap alınan birkaç soru ise, “dünya çapındaki Siyonist komplo” gibi Sovyet propagandasına özgü konularda olanlardır. Yahudi’nin reddedilmesi her zaman eski rejimin reddedilmesiyle birlikte yer al-maktadır. Yahudilerin komünizm ve daha genel olarak Ruslar konusundaki tavırlarıysa az veya çok işbirlikçilik olarak algılanmaktadır. Kimi zaman Yahudi Tatlarla Avıupalı Yahudiler arasında ayrım yapılmakta, özellikle Aşkenaziler yüzkarası olarak görülmektedir. Bunların Ruslarla birlikte geldikleri, onlarla birlikte gitmeleri gerektiği söylenmektedir. Azerbaycan topluımınun tümünün karşısında gösterilmek istendiği zaman Yahudi diye adlandırılan Yahudi Tatlarını propaganda daha az hedef almaktadır. Onların tamamen KafkasyalI olan tarihlerine saygı gösterilmektedir. Her şeye rağmen bunların çoğu, Ermeni düşmanı karışıklıklardan beri kozmopolitliği sona ermiş olan Bakü’yu terk etmiştir. Ülkeyi terk etmemiş olan en sonuncuları ise Küba’ya, ya da daha belirgin söylemek gerekirse, onun “kızıl kenar mahallesi” olan ve eski rejime çok -fazla- yakın olduğu için adı aynı zamanda lakabı halini almış olan Krasnaya Sloboda’ya geri dönmüştür.
Bazı kaynaklar en son resmi rakamlara (1989’da SSCB’de 19.489 Dağ Yahudisi) dayanarak Dağ Yahudilerinin üçte ikisinin bugün İsrail’de olduğunu söylemektedir).44 Bugün hâlâ Azerbaycan ve Dağıstan’da, çoğu Kuba ve Derbent’te oturan, Dağ Yahudilerinin sayısı 10.000 ile 15.000 arasındadır. 1989’dan beri 18.000 ile 25.000 arasında dağ Yahudisi Kafkasya’yı terk ederek İsrail’e yerleşmiştir. Bu yığınsal göç geride ancak dağlı kökenlerinden kopmuş bir cemaat kalıntısı bırakmakta, pratik olarak Doğu Kafkasya’nın bu “tuhaflığı”na son vermektedir.
(Çev. Irvem Keskinoğlu)

Cevap Yaz